Theory of Insomnia
Dreams back up where the stream is blocked for whatever reason. What comes is lucid but unbidden: How that bartender looked at you thirty years ago when you ran out of money and begged a drink. How he held that look as he filled your glass. You discover there are no empty hours of night—each minute in fact is dense, expansive—the air itself might be folded and stacked in the closet. Shelves of books like lost friends whose problems bore you. Your own problem: how to let go of consciousness. What is death, divorce, illness, even drunkenness, to that? In the window you watch a giant hand hold the moon beneath the horizon, like a head beneath the waves. The ocean is pounding in your temples, pressing heavily against your back. And though you know this can’t go on forever, it goes on forever.
Uykusuzluğun Teorisi
Düşler devreye girer akışın tıkandığı yerde nedeni neyse artık. Çıkıp gelen apaçık ama çağrılmamıştır. Şu barmen nasıl da bakmıştı sana otuz yıl önce paran bitip bir içki için yalvardığında. O bakışı nasıl da takınmıştı doldururken bardağını. Gecenin hiç boş saati olmadığını keşfediyorsun, -her bir dakika yoğun, bitimsiz- havanın kendisi bile katlanıp dolaba kaldırılabilir. Kitap rafları yitmiş arkadaşlar gibi; ki, hala canını sıkar sorunları. Senin derdin ise: Farkındalıktan nasıl kurtulunur. Nedir ki ölüm, boşanma,hastalık hatta sarhoşluk bunun yanında? Pencereden dev bir eli seyrediyorsun Ay’ı tutan, ufkun altında, dalgaların altında bir baş gibi. Deniz şakaklarında atıyor, sırtına bastırarak ağırlığıyla. Ve bunun böyle süremeyeceğini bilmene rağmen, bu böyle sürüyor daima.
Çeviri: Behlül Dündar